Gecelerin Mavisi Ersin Demir blogu. Subat 2008

Gözlerimi Açtığım Vakit

17 Haziran 2008

Güneş yüzünü göstermedi bu sabah. Etrafı soluk bir aydınlık sarmış durumda. Hangi yöne baksam bir çöküş var ve hiçbir şey eskisi gibi değil.Gönlüm karanlık bir girdap, sanki güneş hiç doğmamış. Canlı denen birşey yok.

Sevdiğimden yoksunum bu sabah. Canımın bir parçası yok…Nerede oldu hakkında bir fikrim de yok. Hayat, savaşta galip gelmiş olmalı onun için. Herşeyi tozpembe gören gözler onda yok.Gönlüm ebedi bir hasretkeş.  Yüzümdeki  tebessüm artık sürgünde. Dünyamda güneş yolunu şaşırmış durumda.

Sema bugün yeterince çıplak, etrafımdaki seslerde bir çirkinlik… Gözlerim kör ve öfkem patlamak üzere. Yüzler çirkin bu sabah, gönüller kararmış, yalancı sözler sarmış bedenleri…Odamın içerisinde kirli bir sızıntı, tükenmek bilmeyen bir yol, kafamda cevapsız sorular üst üste. Artık gecelerimde var özgürlük, açılmayan kapıların açıldığı vakit siyah…

Gündüzlerimde kilitli tebessümler birikmekte, suçlular dolaşmakta etrafta ve suçlular suçlarından habersiz suçlular…Labirentleşen bir hayatta cesetler birikmekte yollarda, ölü insanlar var gömülmeyi unutulumuş…

Benim limanımda renk yok, renkler ölü burada, renksizliğin rengi hakim burada… Rüzgarın kasvetli müziği kulağımın misafiri olmuş durumda…Birbirimizi seviyoruz dedikten sonra ayrılan eller demi aşk? Sevdayı taşıyan kalpler bunlardamı mevcut. Harika olan bu mu? Yoksa sevdada ki coşku yalan mı?

Gökyüzü eski rengine kavuşsun, kirlenmiş kalpler aklansın, denizde dalgalar biriksin… İstediğim çok mu ?İçimde büyük bir öfke, içimde bir yıldırım ve içimde bir fırtına. Fırtınayı kimse bastıramaz buralara hakim odur….

Denildiği gibi; ‘‘ bizi en özgür kapalı cümleler anlatır.‘‘

Seni arıyorum…

06 Haziran 2008

seni arıyorum

Düşüncelerimle tek başınayım gecenin karanlığında. Herkes uykuda olsa gerek, dışarıda bir ben birde sokak köpekleri gezinmekte ve çöpleri karıştıran kediler…Sabahı iple çeker bir vaziyetim vardı. Öyle bir ip ki ucu meçhulün elinde… ve ilerleyen saatlerde sabrım taşmak üzere…

Bir süre sonra bedenim dayanamıyor yorgunluğa, bir köşeye çekiliyorum. İlk önce gözlerim vazgeçiyor sabahı beklemekten, ayaklarımda derman yok. Ve sabahı çeken ip kaçıyor avucumun içinden.Seslenişim artık yankılanmıyor karanlık gecede ve devamında susan bir inilti başlıyor.

Seni nerede arıya cağımı bilmiyorum, her peçenin altında bana bakan bir çift göze takılıyorum sen misin diye! Benim olmadığını kısa sürede anlıyorum. Bulutların gözyaşları akıyor ve toprakla birleştiği yerde seni arıyorum. Dalgaların kıyıya vurduğu, sükût un sahip olduğu yerlerde, mavi bir gecede ve her satırda seni arıyorum.Görmeden, adını bile bilmeden seni arıyorum…

Bu şehrin bütün sokaklarına sinmiş yalnızlığım, kaldırımlar benden şikayetçi.  Hasretin acıtıyor yüreğimi ve artık ciğerlerime teneffüs etmek istemiyorum nemli havayı. Uykuya teslim oluyor acılarım. Uyku ölümü getiriyor yavaştan ve heyecanı artıyor toprağın…

Mazeretim var

27 Mayıs 2008

Sevmeye yeteneksizim...

Gecenin o yorgun karaltısı çöküyor omuzlarıma. Yangından itfaiyenin himmeti ile kurtulmuş eski bir ev gibiyim.Yorgun,soluklanmakta zorluk çeken biri gibi…

Alıştığını zannettiğim bedenim yarı yolda bırakacak gibi bakıyor bu gece aynaya. Son bakışları atar gibi bir vaziyeti var ve el sallıyor hafif bir tebessüm ile… İhtimaller denizinde boğulmuşa benziyor biraz incelediğimde, ’’ bırak beni boğulayım’’ diyor zaman zaman.

Gözlerinin altında torbacıklar oluşmuş ve kızarık, saçlarda bir hayli dağınık. Bakımsız bir cilt görünüyor, tırnakları acıyor gibi sürekli ellerini tutuyor.Neydi bedenimi bu hale getiren anlamış değilim. Ayna karşısından ayrılıyor ve eline aldığı kalemle birşeyler karalıyor dolabına… ‘’ kascnjy lonklijmcön Ocpsss… ‘’ diye birşeyler yazıp yığılıyor olduğu yere. Yazıyı incelediğimde, bu harflerle şiir filen yazılmaz diyorum. Hatta aşkın acı demek olduğunu iyi bildiğim kadar eminim.

O sırada gözlerini aralıyor ve ‘’ Mazeretim var benim, sevmeye yeteneksizim …’’ cümlesi boşalıyor ağzından. Ardından uzulca yumuyor gözlerini ve yorgun karanlıkla beraber çöküyor…

Tutuklayın beni !

19 Mayıs 2008

tutuklu

Akıyorum yıldızsız bir gecede, ışıksız caddelere… Köşe başlarını mesken ediniyorum, dalıp gidiyorum…

Dipsiz kuyuların en kuytu kısmında kalmak istiyorum bir taş gibi. Aramasın kimse beni, haber alınamasın… Çürümüş bir beden kalsın benden geriye, ne hayallerim kalsın nede ümitlerim. Bırak yatsın cansız bedenim oracıkta. Yüz karası olmuşum aklımdan geçenlerin, artık tutuklayın beni suçluyum.  Parkta oturan deli dediğin amca ile kaynaşıyorum, onun gibi olmayı düşünüyor ve kendimden geçiyorum. Ne güzel değil mi? O hayat’ ı çekeceğine, hayat onu çekiyor…

Melodisi tatlı bir parçada besleniyor, kalbinden vurulmuş kelimeler seçiyor ve titrek cümleler kuruyorum.

Cesedimin etiketini kaldırdım, hadi gel öp alnımdan. Artık kollarımı sıvadım, kendi cenazemin arifesindeyim. Yüreğimdeki morlukları ancak ölüm paklar, toprak kurtarır beni yüreklerden eksikliğimi. Körpe bir ağaç idim sevgi bağında, korkmadan! Acımadan! Buda beni gövdemin en kalın yerinden. Her cümlemin sonunda yıkıldı hayallerim, yeter artık düşüncelerimden asın beni, kesin dünya’nın elektriğini karanlığa gömüleyim…

Çık karşıma hadi. Suskunluğunu boz bozabilirsen ve konuş sesinin kısıldığı yerden. Hadi duyulmasa da haykır eksikliğini, yapamıyorsan vur kendini en ince yerinden, sonra kaldır cesedini ortalık yerden. Söylesene ‘’ sen kime fazlasın, kime eksik…’’

Ey sevgili !

05 Mayıs 2008

ey sevgili

Ölüm arifesinde ismini heceliyorum yeniden. Bitecek bir hayatın son deminde yine sen varsın… Peşimde hüznün alfabesi, kovalar beni. Durup düşünürken seni, ‘’ vvvuuuuvvvv ‘’ layan soğuk rüzgar yoklar bedenimi, çiseleyen yağmur bendeki seni alıp götürmek ister. Gözlerim seni arar, zaman yorgun.

Yüreğimde yaptığım her yoklamada ses verirsin, ne kaçıp gidersin nede bana gelirsin. Aynı yerdesin, yollar uzun. Hasret rüzgârları benden hiç gitmedi. Sen içimdeki hasretten habersiz tutmazsın ellerimi… Bendeki seni sana hiç hissettirmedim ey sevgili! Her mevsim tazeledim içimdeki sevgini. Yüreğimin derinliklerinde yerin ebedi. Göçüp gitsem de buralardan, çürüse de bedenim toprağın altında, yıkılmayacak bu aşkın temeli. Benden uzakta açsan da gözlerini, her uyanışında yanımda hissediyorum bedenini. Ben seni ecelim diye bildim sevgili…

Gözlerimden dökülen her damla yaş, içime sığmayan sevgimi dışarıya taşır oldu. Ellerim titrek, yüzüm de hasretinin verdiği hüzün ile beklerim seni sessizce. Kalbim bedenime her hayat verişinde ismini zikrediyor. Ölüm arifesinde gel tutayım ellerini doyasıya, bitecek bir hayatın son deminde gel gözlerinde hayat bulayım sevgili…

Duvarlarda ki kan kokusu artık boğuyor bedenimi. Köşelere çekilmekten yoruldum, sana sığınmak istiyorum geceleri. Gözlerimi kapamadan gel bana sevgili

Yarınlarda bir gün gelecek olursan musalla taşında bir nikâh kıyılacak ve ölüm alnımdan öpecek imzamı attığımda…

Kendimdemiyim ?

29 Nisan 2008


Geceleri sessiz ve sakin olduğundan hayatın tadını bir başka çıkarıyorum. Bir yosun kokusu, kuru soğuk, sokak köpekleri ile koşuşturmak, kayalıkların üzerinde oturup geçmişi düşünmek mükemmel ötesi bir tat veriyor. Bu gece sadece sen varsın aklımda. Her bir şey film şeridi olur gözlerimin önünde. Duygularım kabarmaya yakın bir kıvamda, düşüncelerim vuruyor o sırada beni beynimden. Aşk’a âşık olmayı düşünen bir genç için, iyi mi yahut kötü mü oluyor pekte anlaşılır değil.Yamalı yol uzanır uzunca bu sokakta, kaldırım taşları bir başka renk ile bakar yüzüme. Kuru soğuk karşısında, bir sıcaklık hissetmek hayli güzel olmuştu bu gece.

Çiseleyen yağmur altında zindanlarımın anahtarını çalmışçasına sokuluyordun akıl odalarıma sessizce, korkak bir yüz ifadesi taşıyordun yüzüme. Yalnızlık maskemin düşmesinden korkuyorum açıkçası. Uzun zamandır ilgilenmek istemediğim bir konu hakkında, ateş üzerinde sınava tabi tutulmuş gibiyim.

Adımlar atıyorum dar sokak aralarında, ayak sesleri yükseliyor beynime doğru ve aklımı toparlıyor gibi gözüksem de ben bende değilim. Bedenimi bırakıyorum ruhumla gezintiye çıkıyorum notalar eşliğinde, dalgalar üzerinde yürüyor, her bir tınıda kendimi hissediyor gibiyim. Her bir iniş – çıkışlarda gözlerim kamaşıyor, gözyaşlarım için birer yol beliriyor sanki yüzümde…

Aşk’a âşık olmak böyle bir şey… Gerek bulutların üzerinde bir hayal kurduran, yamaçlara doğru tırmandıran, sessizlikte mutluluğu arattıran…

Ellerimi hafifçe kaldırıyorum, biraz sallanıyor gibiyim. Aşk tarlasına çakıyorlar beni korkuluk niyetine seviniyorum. Sonra bir moka dream istiyorum garsondan ve bir sigara yakıyorum. Üşüyorum bedenimi hissedemeyecek kadar … Dokunmayın yalnızlığıma gidiyorum.

Kapat
E-posta ile paylaş